Nicolette Shea bir zamanlar podyumların yıldızıydı; flaşlar, kameralar, herkesin ona bakması… Hepsini özlüyordu. Ev hayatına alışmış görünse de içten içe hâlâ o ilginin ateşini arıyordu. Kocaman memeleriyle, dolgun kalçasıyla beğenilmenin verdiği o özgüven duygusunu unutamıyordu. Eski günlerini hatırladıkça içi kıpır kıpır oluyordu.
Bir gün kapı çaldı. Oğlu Johnny’nin en yakın arkadaşı Juan El Caballo Loco içeri girdi. Daha “Johnny burada mı?” demeden gözleri Nicolette’e takıldı. Kadının fit vücudunu süzerken dudaklarından farkında olmadan övgüler döküldü. “Hiç değişmemişsin, hâlâ herkesin aklını alırsın,” dediğinde Nicolette’in içinde yıllardır uykuda olan o his anında canlandı.
Juan’ın bakışları fazlasıyla cesurdu. Nicolette ise uzun süredir böyle bir ilgi görmediğinin farkındaydı. Eskiden üniversite zamanlarında yaşadığı o çılgın dönemleri, genç erkeklerin ona bakışını ve kendini ne kadar güçlü hissettiğini hatırladı. O zamanlar tutkuyu doruklarda yaşadığı günlerdi ve şimdi Juan’ın varlığı o anıları tamamen geri getiriyordu.
Evin içindeki hava bir anda değişti. Juan’ın duruşu bile ona meydan okur gibiydi; Nicolette’in içindeki o eski model enerjisi ise tekrar parlıyordu. Kendini aynadan izlediği yıllara döner gibi hissetti. Bedeni hâlâ dikkat çekiyordu, hâlâ arzuyu uyandırıyordu. Bu farkındalık onu daha da cesaretlendirdi.
Nicolette, Juan’ın gözlerindeki hayranlığı gördükçe, yıllardır sakladığını sandığı “tekrar o günlere dönme” isteğinin aslında hiç kaybolmadığını anladı. Belki de aradığı kıvılcım tam karşısında duruyordu.











