Babamın hayatına yeni giren kadınla, yani üvey annemle, ilk tanıştığımda, onun sıradan biri olmadığını anlamıştım. Fazla özgüvenli, fazla rahat, fazla seksi. Onu her gördüğümde gözlerim istemsizce göğüslerine, kalçalarına kayıyordu. O da farkındaydı bunun. Göz göze geldiğimizde yüzünde hafif bir tebessüm olurdu, ama bir şey söylemezdi. Gerekeni bakışlarıyla anlatıyordu zaten. Sözde tesettürlüydü, türban giyiyordu ama üstü minare altı kerhane misali…
Bir gün evde yalnız kaldık. Babam dışarıdaydı, o mutfakta şarap açıyordu. Üstünde sadece ince bir atlet ve şort vardı, sütyen bile yoktu. Göz göze geldik. Sessizlik vardı ama hava kesilmiş gibiydi. Yanına gittim, bardağı elinden aldım, dudaklarına baktım. Gülümsedi. “Ne zamandır bana böyle bakıyorsun, farkındayım,” dedi. Cevap vermedim. Öptüm.
O andan sonrası kontrolsüzdü. Tezgaha yaslanırken atletini kaldırdım, göğüsleri elimin altındaydı. Şortunu sıyırdım, iç çamaşırı çoktan ıslanmıştı. Amı sıcacıktı, dar ve aç susamış gibiydi. İlk darbede inledi, elleri saçlarımdaydı. Mutfağın ortasında, üvey annem bacaklarını bana sardı ve her anını içimde hissederek yaşadı.
O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ama birbirimizi gördüğümüzde gözlerimiz hâlâ aynı şeyi söylüyor: devamı gelecek.











